Mü’minlerin en büyük zenginliği, dayanışma ve yardımlaşma duygularının kayıtsız-şartsız, hesapsız-oyunsuz bir şekilde ve sâfî-tertemiz olmasıdır.
Fert fert, sadece ferdî kıymet ifade eden ehl-i îmanın dayanışma içindeki cemaatlerinin misali, kurşundan örülmüş duvarları; aşılmaz ve aşınmaz muhkem kaleleri andırır.
Bu tür yapılarda araya sızmak, gedik açmak, bu mehabetli bünyeleri sarsmak, yıkmak mümkün değildir.
Evet, siyasetin riyakâr yüzü, dünya hayatının tek gözlülüğü, felsefenin dinsiz yönü nazarları değiştirmiştir. Her şeyi nefsi ve dünyası için gören fert ve toplumlar
yetiştirmiştir. Nazarların değişmesi, beklentileri ve talepleri de etkilemektedir.
Görenekle açığa çıkan arzu ve istekler ise, bazen fıtri taleplere bile ters düşmektedir.
Bedîüzzaman Hazretleri’nin; “Kırk senelik ömrümde, otuz senelik tahsilimde yalnız dört kelime ile dört kelâm öğrendim” (2) dediği kelimelerden birisi, belki de en önemlisi nazardır. Nazar; bir nesneye sırf ‘bâsıra eylemek’ mânâsınadır ki, bakmak tabir olunur. Nazarda basîret (yani görüp künhe ve hakikate varma) dahi muteberdir. (3) Açısı iyi ayarlanmamış nazar (ki tebeî nazar denilir), muhali yani en uzak ihtimali yakın gibi gösterebilmektedir. Ve keza “nazar ile niyet, mahiyet-i eşyayı tağyir eder (başkalaştırır).” (4)
20. yüz yılda ‘bilgi=güçtür’ denklemi ağırlık kazandı. Bilgiyi elinde bulunduran devletler ve kişiler ön plana çıkmaya başladı. Bu bahsi geçen açıklamalar güç teorileri ile ilgili. Üstad Bedîüzzaman Hazretleri ise, tüm bu güç teorilerinin aksine gücü ihlâsla eşleştirmiştir. Ona göre güçlü olmanın yolu insana, silaha, maddeye, teknolojiye ve bilgiye sahip olmak değil ihlâslı olmaktır. “Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilin!” cümlesi bunu ifade etmektedir. Ama bu cümle diğer güç unsurlarını bırakın anlamını taşımaz.
FORMÜLE HAYAT KATAN İKSİR: İHLÂS
Dizinin ilk yazısında Risâle-i Nur’da başarı kavramını açıklamaya çalışan bir formülün öyküsünü okudunuz. Bu yazımda ise formüle hayat kattığını düşündüğüm ya da formülün ruhu olarak nitelendirdiğim bir kavramı açıklayacağım. Risâle-i Nurda bulduğum formülün işe yarayıp yaramaması büyük ölçüde bu kavrama bağlı. Ve bu kavram Risâle-i Nur okurları olarak hepimizin aşina olduğu bir kavram: ihlâs.
Dikkat etmemiz gereken bir ifade, unutmaktır. “Bunu ya da şunu unutma!” demeye alışmışızdır. Sonunda ne olur? Unutursunuz. Aslında hatırlamak isteriz ama unuturuz. Bu yüzden, unutma kelimesi yerine
“lütfen hatırla!” ifadesini kullanmayı öğrenmemiz önemlidir.
Birkaç ay önce İrfan Mektebi Editörümüz Sn. Cihangir İşbilir telefon ile bana
“unutmak ve unutkanlık ile ilgili” bir yazı yazmamı istedi.
Zihnim “Unutmak” ile meşgul olduğundan yazmaya başlayamadığımı fark ettim
ve konuyu “Hatırlamak” olarak tekrar çerçeveledim. Yazacaklarımı
tek tek hatırlıyorum, “Unutmamak” yerine
“Hatırlamayı” tercih ediyorum.
Hatırlamak, yaşanmış ânı, edinilmiş malûmatı tekrar hafızaya çağırmak, ilgili hatıranın görmek, duymak, koklamak, dokunmak, tatmak gibi hislerimizle bizde bıraktığı izlerin derinliği ile tekrar yaşanmasıdır. Ancak yaşanan tecrübenin hissî yoğunluğu derecesinde, yeniden hatırlama gerçekleşebiliyor.
Allah her şeyi yaratmıştır, O ise yaratılmamıştır.
Sual: Allah’ın yaratılmadığını ispat eden delil nedir?
El-Cevab: Her şeyi halk eden Allah’dır, Allah ise yaratılmamıştır. Çünkü Allah yaratılmış olsa idi, her şeyi yaratıp Hâlık olamazdı. Evet, şimdiye kadar yaratılmış olan hiçbir mahlûkun, bir varlığı yarattığı görülmemiştir. Demek mahlûkun husûsiyeti ve özelliği yaratıcı olmamaktır. Öyle ise her şeyi yaratan Allah, mahlûk değildir, sonradan yaratılmamıştır, Ezelî ve Ebedîdir. Eğer yaratılmış olsa idi, O da sâir yaratılmışlar gibi hiçbir şey yaratamazdı.
Evet, Hâlık’ın hassesi ve Zâtına lazım olan sıfatı, yaratılmış olmamaktır. bundan anlaşılıyor ki Allah, nihayetsiz kudret, ilim ve hikmetiyle her şeyi yarattığı gibi, kendisi ise Ezelî ve Ebedîdir, yaratanı yoktur. Zaten O’nun nihayetsiz kudret ve rahmeti de Zâtının sonsuz olduğunu, Zâtının sonsuzluğu ise O’nun başlangıçsız olduğunu ispat eder. Çünkü ölüm tarihi olmayanın doğum tarihi de olamaz.