İnsanların haneleri kendilerini rahat ve mutlu hissettikleri yerlerdir. Öyle ki, insan evinde saadetli ve huzurludur. Dünyanın sıkıntıları, orada hafifleşir. O nedenle ev değil de hane-i saadettir. Hem insan fıtraten hanesini sever ve hanesiyle alâkadardır. Dünyanın sıkıntıları gündüz vaktinde biterken o, akşama huzurlu hanesine gider. En azından bunu bilmesi dahi başlı başına bir huzur kaynağıdır. Zamanla güzel dinimizden gelen Kur’ân ve sünnete dayalı aile ve hane kavramlarının unutulması ve terk edilmesi ile “mesken kültürü”, “hane huzuru” unutulmuş sıcacık haneler, alevli soğuk meskenlere dönüşmüştür.
Ümmetine çok şefkatli, yaşadığımız hayattan eşsiz örneklemelerde bulunan Sevgili Peygamber Efendimiz (asm), sıcacık hanelerimizi ahirzamanın soğuk meskenlerine dönüştürmememiz ve içerisinde yaşayan ölüler gib olmamamız için hanelerimiz ve kabirler arasında mükemmel bir benzetme kurarak “Evlerinizi Kur’ân okumayı terk ederek kabirlere dönüştürmeyiniz”1 buyurmaktadır. Daha yaşarken Kur’ân okuyunuz, âyetlerini anlamaya ve amel etmeye çalışınız ve evlerinizi nurlandırınız, manalarını ifade eden bu Hadis-i şerif, hanelerimizde huzur ve mutluluğun ve akabinde hayırlı evlat yetiştirmenin anahtarını bize sunuyor. Issız, cansız, meskenler olan kabirleri hatırlatarak, saadet hanelerinizi ancak böyle yaparsanız birer kabir olmaktan kurtulabilirsiniz mesajını veriyor.
Bununla da kalmayıp Kur’ân okumak, onu anlamak ve onunla amel edilen bir hanede yaşamak ve dönüş zamanı gediğinde “Siz Kur’ân’dan daha üstün bir şeyle Allah’a dönemezsiniz”2 hadis-i şerifiyle bizi dönüş yolculuğuna asırlar öncesinden hazırlıyor. Sevdiğiniz, size sevimli gelen saliha eşleriniz ve sadece sizin için verilmiş şirin evlatlarınızın yaşadığı meskenlerinizi ve sahip olduğunuz her şeyi ihsan eden Rabbinize karşı “Kur’ân göklerde, yerde ve orada bulunanlardan Allah’a en sevimli gelen şeydir”3 diye bildirerek bizi Kur’ân ile O na sevdirmeye çalışıyor.
Kur’ân bizim aile hayatımızın, hanemizin neresinde? Evlerimizde ne kadar Kur’ân okuyoruz? Aile fertlerimizin Kur’ân ile alakaları ne kadardır? Ailece o’nu ne kadar anlayıp amel ediyoruz? Eğer “Kalpler ancak Allah’ı anmakla, tatmin olur, huzura kavuşursa”4 elbette ki o kalpleri barındıran hanelerimiz de ancak Allah’ı anmakla huzur bulacaktır.
Hanelerimizin vazgeçilmez bir parçası da sofralardır. Hem aile fertlerini bir araya toplar hem de bizi doyururlar. Peki ya biri bize “Sizi Allah’ın sofrasına davet ediyorum” dese hiç düşünmezmiyiz!!!. İşte Allah’ın (cc) en sevgilisi (asm) bizi kendisi ile beraber Allah’ın (cc) sofrasına çağırıyor. Davetinde diyor ki “Bu Kur’ân’dan ayrılmayın çünkü o Allah’ın sofrasıdır”5. Buyurun, sizi bu kış aylarının uzun gecelerinde Allah’ın sofrası olan Kur’ân okumaya, iman ve Kur’ân hakikatleri ile onu anlamaya ve amel etmeye davet ediyoruz.
Yeniden Kur’ân’a dönüş, Kur’ân’ı anlama gayretinin var olduğu hanelerde yaşamak, kabre benzeyen ölü evlere ve ölü kalplere mukabil, Cenab-ı Hakkın menmun edildiği Allah’ın sofralarının kurulduğu mesken kültürüne yeniden kavuşmak, evlerimizi birer Medrese-i Yusufiyye’ye çevirmek ve asla pisman olmamak dua ve temennisiyle,
Allah’a emanet olunuz
KAYNAKLAR [1] Ali AKPINAR, “Kur’ân niçin ne nasıl okunmalı?”, Müslim, Uysal Kitapevi. [2] Tirmizi, Sünen, Kur’ân’ın fazileti ve değeri bölümü, 2912 [3] Sünen-i Darimi, Kuranın fazileti bölümü, 6. bab, 3361 [4] Kur’ân-ı Kerim, Ra’d suresi, 28. âyet [5] Büyük Hadis Külliyatı, Cem-ul Fevaid, Rüdani, 1. Cilt, Kitap ve Sünnete sarılmak bahsi, 141.
|